Sadece sahnede nefes alabilen, geriye kalan zamanlarını sahne için hazırlanarak geçiren, yaşam kaynağı olarak alkışları gören bir tiyatrocudur, bir kadın tiyatrocudur… O tiyatrocu Afife Jale idi. Hayatın zorluklarına, döneminin ona getirdiği zorluklara inat sonsuz bir azim ve inançla hayallerinin peşinden gitmiştir. Zaman zaman düşmüştür ancak düştüğü yerden kalkmasını da her zaman bilmiştir. Yaptıklarıyla, söyledikleriyle, sahnelediği karakterlerle bir sürü insanın hayatına ışık tutmuştur, ilham vermiştir ve vermeye de devam etmektedir. İşte o başarılı kadının hayat öyküsü:

Afife, 1902 yılında Kadıköy’deki bir konakta dünyaya geldi. Babası Hidayet Bey, annesi Methiye Hanım’dır. Konakta dedesi Doktor Sait Paşa ve ailesiyle yaşıyordu. Afife’nin tükenmek bilmeyen bir tiyatro aşkı vardı öyle ki çocukluğunda konakta kuzeni Ziya ile küçük tiyatro gösterileri yapardı. Dedesi onu keyifle izlerdi. Aslında sadece dedesi için değil; bu tiyatrolar, tüm ev halkı için en önemli eğlencelerden biriydi. Bu oyunlardan hoşlanmayan tek kişi Afife’nin babası Hidayet Bey’di. Afife tiyatro gösterisinden sonra heyecanla dedesinin kucağına atlar, onu eleştirmesini ve yorumlamasını isterdi. Dedesi de bıkmadan ve büyük bir istekle Afife’nin bütün sorularıyla ilgilenir ve onu gerçek bir sanatçıyı yetiştirir gibi yetiştirirdi. Zaman zaman dedesinin gittiği tiyatro gösterilerine Afife de eşlik ederdi. Gittiği oyunları soluksuz bir şekilde izler ve onlara büyük hayranlık duyardı. Gösterilerin bitiminde gösteriyi yorumlar, hayranlığını dile getirirdi. Eve geldiklerinde de gittikleri gösteriyi kendi oynardı ev halkına. Bir gün o sanatçılar gibi olacağını söylerdi dedesine. Dedesi dönemin koşullarından dolayı bunun mümkün olmayacağını bilse de Afife’ye bir şey söylemezdi. 

Günler bu şekilde geçip giderken bir gün Afife Darülbedayi’nin kadın oyuncular aradığına dair bir afiş gördü ve büyük bir hevesle seçmelerine girdi. Sınavları başarıyla geçti. Evet, bu dönemde kadınların sahneye çıkması hala yasaktı ama Darülbedayi bu kursları sadece özel gösterilerde çıkacakları gerekçesiyle açmıştı. Afife oradaki diğer kadınların aksine çok başarılı olacağına çok içten bir şekilde inanıyordu. Bazıları “Biz kadınız başrol oynayamayız” derken bunlar Afife’ye çok saçma geliyordu. Neden kadın olmaları bu hayallerine engel olsun? Neden hep geri planda kalmak zorundaydılar? O hep kendini o sahnede ışıklar altında, alkışlar eşliğinde ve büyük işlere imza atarken hayal ediyordu. Onun için tiyatro bir eğitim olmaktan çıkıp hayat tarzına dönmüştü. Ne yazık ki babası onun gibi düşünmüyordu. Afife’nin bu kursa yazıldığını duyunca evde bir kıyamet koptu ve derhal o kurstan ayrılmasını emretti ama Afife onu dinlemedi. Hayallerinin önüne kimse geçemezdi. O bir gün çok başarılı ve güçlü bir kadın tiyatrocu olacaktı. Bunun üzerine annesiyle birlikte evi terkettiler. Afife kursuna devam etti ve oyunlarda sahne almaya başladı. Sonunda Hüseyin Suat’ın “Yamalar” adlı oyununda Emel rolünü alarak sahneye çıkan ilk Türk kadın oyuncu oldu. Gelen seyirciler ona öylesine hayranlık duyuyorlardı ki salonlar tıklım tıklım dolmaya başlamıştı. Her şey yolunda giderken bir gün polisler geldi ve sahneye çıktığı gerekçesiyle Afife’yi tutuklamak istediler. Afife bir şekilde tutuklanmadan kaçmayı başardı ama bu olay sahnelere veda etmesi demekti. Bu süreç onun için çok sancılı geçti. Bir gün sahneye geri döneceğinin umuduyla yaşadı. Hatta “Gerçekler ne çabuk hatıraya, giderek hayale dönüşüyor değil mi?” demişti bir keresinde. Bu süreçte şiddetli baş ağrıları yaşadı ve morfin almaya başladı. Ne yazık ki gitgide bağımlı hale geldi. 

Afife bu ağrılarla ve morfinle boğuşurken ülkede çok önemli bir gelişme oldu. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etti ve kadınların sahneye çıkması yasağını kaldırdı. Bu sayede artık Afife, özgürce sahnede boy gösterdi. Hatta bir keresinde Atatürk’ün önünde oyun sahneleme şerefine nail oldu. Ama ne yazık ki morfin bağımlılığı sahneye çıkmasına engel olmaya başladı. Bunun üzerine Afife Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırıldı. Gitgide zayıfladı ve güçten düştü. 24 Temmuz 1941 yılında, 39 yaşında, bu gencecik kadın hayata gözlerini yumdu. 

Afife çok uzun bir hayat yaşayamamıştı ama kısacık yaşamında hayata çok güzel bir iz bırakmıştı. Bu hayatta istersek her şeyin mümkün olabileceğini gösterdi bize. Kadın veya erkek olmanın herhangi bir şey değiştirmediğini; sadece istemenin, azmin ve sabırın sayesinde başarılı olanabileceğinin en büyük kanıtı oldu. O, hayattan göçüp gitse bile onun “yaşam kaynağım” diye nitelendirdiği alkışlarımızı ondan asla esirgemeyeceğiz ve onu her zaman o sahnede yaşatmaya devam edeceğiz.

5.0/5.0 Article rating
1 Review
Sizce bu yazı etkili miydi? Kendimizi daha çok geliştirebilmemiz için bize yardımcı olun!
  1. Wow!
  2. Mmm
  3. Hmm
  4. Meh
  5. Pff