“Bu yazı dizisisin ilk serisinde otonom araçları ve tarihçesini ele alacağım. Daha sonraki yazılarımda ise otonom araçlarda kullanılan sensörler ve yazılımlarından bahsederken de bir yandan yeni duyurulan otonom araçlardan bahsedeceğim. İyi okumalar…”

Otonom araç; çevresel algılama yetenekleri sayesinde sürücü olmadan kendi kendine çalışabilen araçlara verilen ad.

Otonom araç fikrinin son birkaç yılda oluştuğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. İlk otonom araç günümüzden yaklaşık olarak 41 yıl önce, yani 1980 yılında Bundeswehr University Munich profesörü Ernst Dickmanns ve ekibi tarafından Mercedes marka bir panelvan ile geliştirildi. 5 tonluk “VaMoRs” adı verilen araçta otonom sistem için bir çift siyah-beyaz kamera, direksiyon, gaz ve fren sistemine bilgisayarın kontrol edebileceği şekilde değişiklikler yapıldı. Tabii o yıllarda otonom araç fikri “çok çılgınca” olduğundan dolayı deneme sürüşleri Bavyera eyaletinde ki trafiğe kapalı yollarda gerçekleştirildi. Daha sonraki yıllarda yapılan donanım ve yazılım güncellemeleri ile 1987 yılında araç, otonom bir şekilde 96km/s’e kadar hızlanabiliyordu. Bu başarıların ardından 1986 ve 1987 yılları arasında EUREKA (Uluslararası Ar-Ge destek programı) tarafından düzenlenen Prometheus (Avrupa En Yüksek Verimlilik ve Eşi görülmemiş Güvenlik Trafiği Programı) projesi ile Ernst Dickmanns ve ekibi büyük otomobil firmaları tarafından destek gördü. Ernst Dickmanns ve ekibi Daimler-Benz AG ile iş birliğine gitti ve 1994 yılında iki adet S-Class Mercedes-Benz üzerinde çalışmaya başladılar. 1994 Ekim ayında Prometheus projesi kapsamında iki araç Paris’te 1.000 km’den fazla test sürüşüne tabi tutuldu. Bu test sürüşünde ekip adeta şov yaptı, araçlar; şerit değiştirme, sollama, konvoy sürüşü ve izinli yollarda 130km/s hızlara ulaştılar. Bir sonraki test ise 1995 yılında Münih (Almanya) ve Odense (Danimarka) arasında 1.758km’lik yolda yapıldı ve yolculuğun %95’i tamamen otonom bir şekilde gerçekleşti. Yolculuğun sadece 9km’lik kısmında sürücü müdahalesine gerek duyuldu. Bu testte ise araç 170km/s hıza kadar ulaşabildi.

Prometheus projesinde kullanılan S-Class Mercedesler ve Vamors
Vamors’un İçi
S-Class’ın içi

13 Mart 2004 yılında Mojave çölünde ABD ordusuna bağlı DARPA (Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı) tarafından “Grand Challenge” adında bir yarışma düzenlendi. Fakat bu yarışmaya katılan hiçbir araç bitiş çizgisine ulaşamadı. 2005 yılında ki yarışmada ise Stanford Üniversitesi’nin “Stanley” adındaki aracı birincilikle bitirdi. Stanford Üniversitesinin bu başarısının sırrı ise makine öğrenimi, yapay zeka ve görüntü işlemede kullanmış oldukları tekniklerdi. Ayrıca aracın yazılımında tam olarak 100.000 satır kod bulunuyordu. Bu ilerlemeler ABD finansal krizine kadar devam etti. Ardından 2009 yılında ABD Hükümetinin desteği ile silikon vadisine teşvik sağlandı. Bu teşvik ile yarışmayı kazanan ekibin lideri Sebastian Thrun, Google’ın Ar-Ge kolu olan Google X’in başına geçti ve otonom araç projesine liderlik etmeye başladı.

2005 yılındaki yarışmayı kazanan Stanley

Daha sonraki ilerleyen yıllarda ise teknolojinin gelişmesi ile birçok otomobil devi (Volvo, BMW, Toyota, Volkswagen, vb.) ve teknoloji firması (Google, IBM, Microsoft, vb.) bu alana doğru yöneldi. Birbiri ardına tanıtılan araçlar ve teknolojiler rekabetçi bir ortam oluşturdu. Bu rekabetçi ortam sonucunda sensör üreticileri daha fazla Ar-Ge yapıp daha çok üretim yapmaya başladılar. Böylelikle sensörlerin boyutu küçüldü, maliyetleri azaldı ve daha gelişmiş bir hale geldi. Bunun sonucunda ise araç üreticileri geliştirdikleri araçlarda daha fazla sayıda sensör kullanma imkanı elde edebildi. Bu sayede araçlar; şerit takip sistemi, hız sınırlama/limitleme, kör nokta uyarı sistemi gibi özelliklere sahip oldu. İlk zamanlar üst sınıf araçlarda temel donanım olarak kullanılırken orta sınıf araçlarda ise ekstra paketler halinde satın alınabiliyordu. İlerleyen yıllarda ise otonom sürüş yeni özellikler kazandıkça bazı temel otonom özellikler artık tüm sınıflarda standart olarak sunulmaya başlandı.

2014 Yılında SAE (Otomotiv Mühendisleri Derneği) tarafından yayımlanan makaleye göre 6 adet otonom araç sınıfı vardır. Bunlar;

  • Seviye 0 : Bu seviyede araç tamamen sürücünün kontrolündedir. Sürüşe yazılım veya donanım tarafından müdahale edilmemektedir.
  • Seviye 1 : Bu seviyede araç önündeki bir araca göre hızlanıp yavaşlayabilir. Şerit takibi yapılır, eğer sürücü şeridinden ayrılırsa öncelikle ses ve titreşim ile uyarılır. Eğer hala şeridine dönmemişse direksiyon aracı şeride doğru yönlendirir.
  • Seviye 2 : Bu seviyede araç sürücü tarafından daha az müdahaleye ihtiyaç duyar. Sürüşün büyük bir çoğunluğunu araç ele alıyor.
  • Seviye 3 : Bu seviyede ise araç neredeyse tamamen kendi kendine gidebiliyor. Büyük çoğunlukla gaz ve fren pedalları ile direksiyon kullanılmıyor. Bazı durumlarda (kötü hava şartlarından dolayı çalışmayan veya arızalanan sensörler nedeniyle vs.) araca sürücünün müdahale etmesi gerekebilir.
  • Seviye 4 : Bu seviyede araçta gaz ve fren pedalı ile direksiyon bulunması zorunlu değildir.
  • Seviye 5 : Bu seviyede ise araç tamamen otonom olarak hareket etmektedir. Hiçbir sürücü müdahalesine gerek duymaz.

Günümüzde ise piyasada bulunan otonom araçların birçoğu 2. veya 3. seviyedir. Deneysel olarak 4. ve 5. seviye araç çalışmaları da mevcuttur.

“Bir sonraki yazı dizisinde ise otonom araçlar dışında iPhone 12 Pro serisinde de bulunan LIDAR sensörlerinden bahsedeceğim.”

No Article rating
0 Reviews
Sizce bu yazı etkili miydi? Kendimizi daha çok geliştirebilmemiz için bize yardımcı olun!
  1. Wow!
  2. Mmm
  3. Hmm
  4. Meh
  5. Pff