Doğayı anlamak nedir? Doğanın içinde yaşıyorken onun bize ne kadar cömert davrandığının farkına varabiliyor muyuz? Hepimiz çıkarlarımız için ormanları, gölleri, denizleri yok ediyoruz. Eğer doğayı tanımıyor ve onu anlamıyorsanız dışarıda yağan yağmurun sizin için sadece işinizi aksatacak ya da sırılsıklam ıslanmanıza neden olacak belki de trafikte daha fazla kalmanıza sebep olacak bir etken olduğunu düşünürsünüz. Ama eğer sadece birkaç dakikalığına bile olsa yağmuru izlerseniz ve kendinizi ona bırakırsanız zihninizin nasıl rahatladığını fark edeceksiniz. 

 Doğanın kendi ahengi ve kendi sisteminde her şey mükemmel bir düzendedir. İnsan eliyle bozabildiğimiz doğayı yine aynı şekilde daha güzel yapmamız mümkün değildir. Örneğin, kar yağdığı zaman her yer bembeyaz olur ve doğa size hepsi birbirinden eşsiz kar tanelerinin birleşmesiyle oluşan görsel bir şölen sunar. Fakat insan eli tüm imkanları kullansa dahi o dengeyi hiçbir zaman yakalayamaz. Kaldırımda, duvarların arasında, taşların kenarından çıkan çiçekler muhakkak dikkatinizi çekmiştir, eğer gerçekten görmek isterseniz doğada umudu ve sabrı hissedebilirsiniz. Çünkü doğa aynı zamanda hissetmektir. Buz gibi havada dışarı çıktığınızda iliklerinize kadar hissettiğiniz soğuk ve yaz günü güneşin teninizi yakması ya da ormanda yürürken karşılaştığınız yılanın sizi ürkütmesi… Hissetmek yaşadığınızın kanıtıdır ve doğayla ne kadar iç içe olursanız, güzelliklerin o kadar farkına varacaksınız.

Hepinizin bildiği gibi eskiden insanların çoğu büyükşehirlere, kentlere göç etmek ve oradaki imkanlardan faydalanmak isterdi ve bu istekleri doğrultusunda da ormanların, denizlerin ya da göllerin etrafında bulunan köylerini terk ederlerdi. Günümüzde ise mesleği veya yaşı fark etmeksizin birçok insan doğaya yöneliyor ve daha sakin bir hayatın hayalini kuruyor. Hafta sonları ya da kısa tatillerde bile ormanlara akın eden insanlar aslında hepimizin tabiata ne kadar muhtaç olduğunu kanıtlar nitelikte. Bir başka örnek vermek gerekirse, etrafınıza baktığınızda muhtemelen emekli olan ya da olmak için gün sayan insanların artık şehirden bir süre uzaklaşmak istediklerini ya da yaşadıkları kenti tamamen terk edip küçük sahil kasabalarına veya köylere yerleşmenin hayalini kurduklarını göreceksiniz. Özellikle ileri yaştaki insanların sağlıklı bir hayat için, artık kendini temizlemekte pek başarılı olamayan şehir havasından kaçmak istedikleri de bir gerçek. 

 Araba ile yaptığınız uzun yolculuklarda her şehrin ve her iklimin kendine has özellikleri olduğu gözünüze çarpmıştır. Örneğin, ülkemizdeki 7 bölgenin her biri diğerinden farklıdır. Akdeniz’de sıcak iklimin meyvesi olan portakal yetişirken, Karadeniz bölgesinde, her sabah içtiğimiz çay yetişmektedir. Ektiğimiz küçücük bir tohum, topraktan kocaman bir karpuz, kabak ya da kavun olarak çıkar. Yani kısacası, insanın yaşamak için ihtiyacı olan her şey tabiatta vardır.

 Bazen durup bir çiçeğin nasıl açtığını, nasıl renklendiğini ya da tohumdan nasıl meyve veya sebze çıktığını düşündüğümde gerçekten doğanın ne kadar cömert olduğunu anlıyorum. Yürürken ayağımıza diken batmasının sebebi de doğadır ama yine aynı dikenlerin içinden böğürtlen verip gönlümüzü alan da… 

 Çevremizde bulunan bu binbir çeşit güzelliği korumak için neler yapmalıyız? Gün geçtikçe kirlenen havamızı bir nebze olsun temizlemek, daha sağlıklı nefes almak için ağaç dikebilir, halihazırda sahip olduğumuz ağaçları ve bitkileri koruyabiliriz. Şehrin stresinden kurtulmak için kaçtığımız doğada piknik yaparken çöplerimizi mutlaka çöp kutularına atmalıyız. Çünkü doğaya ait olmayan plastik, metal vb. maddeler sadece bugünümüzün değil, geleceğimizin de kirlenmesine sebep oluyor. Yaşamımızı etkileyen bir başka faktör ise fabrika atıkları ve fabrika bacalarından çıkan zehirli gazlardır. Çevremize çok zararlı olan o atıklar denizlere, göllere veya nehirlere atıldığında sadece biz insanları değil, dünyamızı paylaştığımız diğer canlıları da yok sayılamayacak bir oranda kötü etkiliyor. Örneğin, denizlerde bulunan balıklar ve diğer canlılar, yaşam alanlarına bırakılan tabiri caizse “zehirlerle”ya zehirlenerek nesilleri tükenme tehlikesine giriyor ya da vücut dengelerinin bozulmasına ek olarak bulundukları ortamın dengesi bozularak canlı çeşitliliği olumsuz etkileniyor. Aynı şekilde fabrika bacalarından çıkan çeşitli zararlı gazlar da ekosistemi bozuyor ve tüm canlılar üzerinde geri dönüşü olmayan etkiler bırakıyor. Peki, dünyamızı bu ve benzeri kirliliklerden nasıl koruyabiliriz? Sanayi kaynaklı hava kirliliğini önlemek veya azaltmak için neler yapmalıyız? Örneğin temiz yakıt ve hammadde kullanımı, kirliliği kaynağında yok edecek teknolojilerin kullanılması, tesislerin yakma ünitelerinde vasıflı yakıtların kullanılması, yeterli yükseklikte bacaların inşası ve bacalarda filtre kullanılması, arıtma tesislerinin kurulması, atıkların değerlendirilmesi, düzenli ve sağlıklı boşaltılması, tesislerin mümkün olduğunca yerleşim yerlerinin dışına yapılması ve  personele çevre konusunda eğitimlerin verilmesi. 

 Son olarak söylemek isterim ki: Şimdi doğaya ne verirsek gelecekte de onu alacağız. Nefes almak, beslenmek ve diğer tüm yaşamsal faaliyetlerimiz için temiz ve dengesi bozulmamış bir doğaya ihtiyacımız var. Unutmayın ki doğayı anlamak onu yok etmek değildir. Lütfen çevremizi ve dünyamızı koruyalım.

No Article rating
0 Reviews
Sizce bu yazı etkili miydi? Kendimizi daha çok geliştirebilmemiz için bize yardımcı olun!
  1. Wow!
  2. Mmm
  3. Hmm
  4. Meh
  5. Pff